« Önceki | Sonraki »

29/9/2006

aşk gibi hüznünde sebebi yoktur sevgili...

Ben hayata yaşamaktan kaçarken tutuldum Sevgili.
Bir intihara koşar gibi kabullendim hayatı.
İnadına ve isyanla yaşadım,
Ölümler çağırmaktan kısıldı sesim,
Beter oldum.
Yaşadım.
Kapanmış bir yarayı dürtüler gibi yaşadım.
Tutup yine de sevmişsem seni, intiharım olan yaşamakta
Aşkın panzehirinin olmayışındandır.
Benim hayatım kaybedişler üzerine kurulmuştur Sevgili.

Eni sonu malum bir cinayetin masum ve meçhul bir maktulüyüm ben.
Ben seni yaraya tuz basar gibi, bütün vuslatları yıkarak sevdim.
Ben seni sadece sevdim.

Dedim sana.
Aşk gibi hüznün de sebebi yoktur Sevgili, tutamağı vardır sadece.
Ben şehirleri nemli bodrum katların kaldırım hizası pencerelerinden tanıdım.
Yokolmuş zamanlar ve imkansız mekanlar gibidir benim sevgim.
Bu yüzden büyük umutlarım olmadı, olamaz benim.

Biliyorum.
Senin gülüşün benim baharımdır.

Ne ki bodrum katların kör odalarında aslolan hüzündür Sevgili
Ben seni hüznüne sevdim, ben seni sadece sevdim

Biliyorum.
Senin gülüşün benim baharımdır.

Oysa benim adım gurbetlere yazılmış, yüreğime hüzün düşürülmüştür.
eylül yorgunu saçlarımla en güzel hüzünleri ben yaşarım.
Ben seni gerekçesiz ve neticesiz sevdim.
Ve nasıl sevmişsem seni böyle dolu dizgin, ulu orta
Öylece hüzne belenmişim işte.

Bazı acılar vardır, tütün gibi işler adamın ciğerine, aşk gibi, yaşamak gibi.
Sevgili, Sevmişsem seni ve yaşıyorsam hala
Tütün çekiyorsam gecenin bir vakti,
Demli bir hüzne çatmışım belle.
Dedim sana.
Aşk gibi hüznün de sebebi yoktur Sevgili,

tutamağı vardır sadece....



m.b.turegun

18/9/2006

YÜREĞİNİ SEVGİYE AYARLA

YÜREĞİNİ SEVGİYE AYARLA

Sevgi asıl söylemeden de anlaşılabilendir. İnsanın derinlerinden gelen bir sestir. Sevgi erdemdir, kutsal bir değerdir. Eğer gerçekten seviyorsa biri ve bu eylemde haklı buluyorsa kendini, sevmenin elbet bir bedeli, çilesi de olacaktır. Seven insan haklı olarak sevgisini bir madalya gibi göğsünde taşımanın gururunu da yaşayacaktır.

Sevgi benim için önleyemiyeceğim ve her gün biraz daha büyüyen bir tutkudur. Bana göre doğanın gerçek, kökü hiç bir zaman sökülüp atılamıyacak tek yasasıdır. Bütün yaratıcılıklarda aşk vardır. Her şeye rağmen nasıl ki, insan umutsuz yaşayamıyorsa ve yüreğinde bir umut taşıma zorunluluğu duyuyorsa. Bence insan sevgisiz de yaşayamaz, sevgiyi de yüreğinde taşımak zorundadır.

Sevgidir insanı insan kılan, ululuyan, insanı insanlığı da mutlu, onurlu, erdemli kılan. İnsan sevmeden yaşayabilir mi? Doğayı, toprağı, suyu, havayı en önemlisi de insanı sevmeden nasıl yaşar... İnsanla beraber sevgi de var olmadı mı yeryüzünde? Bu anlamda sevgi ve sevginin kökeni en az insanınki kadar eski değil midir?.

İnsanoğlunun sahip olduğu sevgi duygusu bütün zenginliklerin üstündedir. İnsanın, insan olduğunun doğal bir tezahürüdür. Sevginin olmadığı yerde iyi ve güzel olan hiç bir şey yaşayamaz... Onun içindir ki, zamanın içinde ne geçmişi silik bir ayna gibi durmalıyız, ne de duygularımızı yüzeyselliğin gergefine kurban etmeliyiz. Bu nedenledir ki, sevgiyi yüzeysel ucuz değerler kavramıyla sınırlayamayız. Sevgi duygusu bütün zamanların derinliğini içinde barındıran, insanın iç değerlerinin derinliğiyle ilintilidir.

Diğer anlamda bilgi ya da alışkanlıklar, sonradan edinilmiş tarihsel bir arka plana sahip olabilirler. Ne kadar da yeni olurlarsa olsunlar, bizden önce yaşamış olanlar üzerinden geçerek bize ulaşan bir yanı vardır elbette.

Bütün bilgiler alışkanlıklar davranışlar kollektiftir. Herkese ait bir yanı vardır. Bilgi, duygu ancak harcadığımız zaman sahip olabileceğimiz şeydir. Bu sadece onu söylemekle değil, onu aynı zamanda eylemsel olarak da gerçekleştirebildiğimiz zaman anlam kazanır. Kendimize sakladığımız bilginin, duygunun kime ne faydası olabilir. Bir insan sevgisini, saygısını davranışlarıyla da karşı tarafa yansıtırsa ancak bu o zaman gerçeklilik kazanır. İşte bu zihince düşündüğünü pratikte yapma eylemidir.

Tabi ki, her düşündüğümüzü söylemek ve söylediğimizi yapmak çok kolay da değil. Ama bizim sevgi dediğimiz budur. Eğer insanın evrensel ve insani boyutu olan sevgi, saygı yaşamla insan davranışında bir yeri yoksa bir aldatmacadır. Sadece dilde kalır, eylemde gerçekleşemez. Bu demektir ki, biz birey ya da toplum olarak eğer sevginin düşüncesini, sözü ve eylemini bir arada gerçekleştiremezsek, toplum ya da birey olarak sevgi, saygı, hoşgörüde fazla ileri gitme şansımız yoktur.

Sevginin gücü olmadan hayat yolunda yolumuzu bulabilir miyiz?
Aklımızı başımızdan alsa da sevgi aynı zamanda yol gösterir ve de korur bizi.
Sevgi, sevdiğimiz kimselerden uzak kaldığımızda büyülü bir çığ gibi önümüzdeki yolu dümdüz eder; kuralları, engelleri, uzakları, ayrılıkları dümdüz edip çıkmazlara, çilelere, korkulara, kuşkulara sabırla ve inatla dayanmamızı sağlar.

O sevgi ki, gücü olmadan dizimizde derman, halimizde aman kalmaz.. O sevginin gücü olmadan sıkıntı denizlerinde rüzgarsız kalmış tekneler gibi oluruz denizlerin ortasında...

Nuri CAN

7/9/2006

aşka gel aşka...

 Ben seni kocaman bi yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimdi olmalıydın, orada kalmalıydın.

 Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

 Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaparak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim.

 Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni böylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.

 Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlama hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

 Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

 Seni severken yorumlamadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

 Sevdim işte ötesi yok...

 Mehmet Coşkundeniz

 

3/8/2006

KARDELEN (A. VAHAP ERGÜVEN)

KARDELEN


Torosların yeşil eteğinde gördüm onu
Dikilmişti toprağın narin endamına
Öyle canlı , öyle diri
Açmıştı ellerini güneşi yudumlarken kucağına
Asiliği , güzelliği ve asaleti muazzamdı
Gözlerinde yıldızları
Dudaklarında nehirleri hapsederdi
Ay parçalarından örmüştü sarıya çalan saçlarını
Kar tanelerinden kurdele
Gök mavisinden boncuk takmıştı
Gecenin kör karanlığından
Ayazın berrak nefesinden dokumuştu
Damla motifli geceliğini
Sıcaklığı , tebessümleri
Ilık nefesi yumuşatırdı, buruk yürekleri
O asiydi
El sürdürmezdi ince belindeki şal nakışlı kemerine
Rüzgarın saçlarına dokunuşundan
Meltemin tenine yamalamasından
Güneşin saklanmasından nefret ederdi
O ceylan bakışlıydı
Dağların tepesinde bir sevdaydı
O başkaydı
Gurbet tadında bir yar
Çığ gibi büyüyen bir destandı
O hasretti , çobanların büyülü kavalında
Gonca kızların dudaklarında bir melodi
Yaralı annelerin şakaklarında derin bir çizgiydi
Oğlunu toprağa gömen babanın acılı göz yaşıydı
O başkaydı
Kimileri için en iyi hekimlerin yazdığı en iyi reçete
Kimileri içinde zemheri ayazında donan bir savaşçı
Oysa o aşktı , sevdaydı
Nazlı yarin dudağında ıslak bir buseydi
O başkaydı ,o asi bir kardelendi.

 

 

(işte ben yayınladım hocam ;)

29/7/2006

SAVAŞA HAYIR----TEPKİSİZ KALMAYIN

SAHİP ÇIKIYORUZ...

GÖRÜYORUZ...

BİLİYORUZ...

 

          AMERİKAN EMPERYALİST        DEVLETİ'Nİ

             VE KANA DOYMAYAN İSRAİL   DEVLETİ'Nİ

  KINIYORUZ!!!

HAYDİ SEN DE KATIL, SEN DE YAYINLA...

 

      TEK YÜREKTEN YÜKSELSİN SESİMİZ!!!

 

Tepkiler için İsrail Ankara büyükelçiliği web adresi
http://ankara.mfa.gov.il/